TANRI DİLİ, TÜRK DİLİ, SÜMER DİLİ
Bu gün, 15:54

"Şimdi geçelim Türk diline! Bu dilin tarihi hakkında çok yalanlar yazılmış, hakikat her zaman yalanlar dumanında gizlenmiştir. Hâlâ Sümer kaynaklarının henüz yeni okunduğu zaman Sümer dilinin Türk dili ile akrabalığından konuşanların ağızlarından öyle vurdular ki, bir daha bu sözü tekrarlamasınlar. Bugün ise araştırmalar genişledikçe, derinleştikçe öyle reddedilemez argümanlar ortaya çıkarılıyor ki, Türk dili hakkındaki hakikatleri gizlemiş dumanlar yavaş yavaş çekilmek zorunda kalıyor.
Sümer kaynaklarında şu anda Türk dilinde kullanılan yahut bir vakitler kullanılmış ve arkaikleşmiş bine yakın söz bulunmuştur. Ata-ana sözleri hem Tanrı, hem Türk, hem de Sümer dillerinde aynıdır. Bugün Meksika’dan, Amerika’dan tutun Afrika’ya kadar dünyanın her yerinde Türk dilinin izlerine rastlanıyor. Bu izlerin bolluğuna göre Asya birinci, Avrupa ikinci sırayı alıyor. Uzmanlar şimdilik yalnızca Avustralya’da bu izleri bulamadılar. Ancak bu izlerin Avustralya’da şimdilik bulunamaması, onun orada olmadığı anlamına gelmez. Şu anda Melbourne olarak kabul edilmiş şehir adının Malburnuna olan benzerliği gösteriyor ki, burada da söz konusu izleri aramaya değer. Kalqurlu şehir adını da lu ekine göre hatırlatmak mümkündür. Onun yapısındaki kal ve qur morfemleri de Türk kökenlidir. Göründüğü gibi, yayılma coğrafyasının genişliğine göre, şu anda mevcut olan dillerin hiçbirini Türk dili ile karşılaştırmak mümkün değildir. Sadece bu gerçek bile Türk dilinin yaşı hakkında düşünmeye zemin hazırlamaktadır.
Türk sözü etnonim olarak çok tartışma yaratmış, ancak onun kökeni henüz tam olarak açıklığa kavuşmamıştır. Son araştırmalar bu etnonimin kökeni hakkında yeni ve doğru fikirler söylemeye imkan tanıyor. Sümer kaynaklarında Türk tanrı adına rastlanır. Yafes’in oğullarından birinin adı Türk olmuştur. İki nehir arasında (Mezopotamya) Türk şehri bulunmuştur. Metinlerde Türk şahıs adları geçiyor, Turuklar etnosundan bahsediliyor. Bütün bunlar Türk/Türkler/Turuklar etnoniminin Türk tanrı adından türediğini ve ne kadar eski olduğunu açıkça gösteriyor. Tanrı dili-Türk dili bağlılığı da işte buradan ileri geliyor.
Sümer dili şimdilik bulunmuş ilk yazılı kaynakların - kil tabletlerin dilidir. İlk insanlar bu dilde konuşmuşlar. Sümer dili insan doğduğu günden itibaren hem insanların, hem de insanlarla tanrıların iletişim aracı olmuştur. Şu anda İstanbul, Moskova, St. Petersburg, Berlin, Paris, Bağdat, Londra şehirlerinin ve Amerika Üniversitelerinin müzelerinde saklanan iki yüz binden fazla kil tablet bu fikri söylemeye tam destek vermektedir.
Sümer dili bitişken (agglütinatif) bir dildir. Türk dilinin yapısına uygundur. Sözcüklerin kökü değişmez. Sümer dilinde de yapım ve çekim ekleri vardır. Hiçbir ek, sözcüğün önüne sözcüğün önüne getirilmez. Bine yakın Sümer sözcüğünün bugün Türk dilinde kalması ve kullanılması; tam da söz ön eklerinin olmaması, sözcük köklerinin kendi ilk biçimini değiştirmeden koruyup saklaması ile bağlantılıdır. Diyelim ki, Arap dilinde bir kökten beş-altı kelime türetilir, bu zaman kök tamamen eriyip yok olur. Türetilmiş kelimelerin hangi kökten türediği çoğu zaman bilinmez. Türk dilinde ise bir kökten onlarca yeni kelime türetilir; kök değişmeden ilk şeklini korur. İşte bu özellik, Sümer dilindeki kelimeleri taşıyıp bugüne çıkarmıştır.
Yaklaşık 6500 yıl önce Enlil İsmə Dağan’ın Sümer dilinde yazdığı şiirleri bugün biz zorlukla da olsa okuyup anlıyorsak, Sümer ve Türk dillerinin akrabalığını, ayniliğini inkâr etmek güneşe balçık sıvamak istemekten başka bir şey değildir. Eğer gerçekler ortadaysa, o zaman Sümer ve Türk dillerinin akraba, hatta aynı dil olduğu aşikardır. Yalnızca gerçekleri görmezden gelmek isteyenler için Sümer ve Türk dilleri akraba olmayabilir. Burada bir atasözü aklıma geldi: "Mızrak çuvala sığmaz!"
Bu doğrultuda, Sümer dilinin üçüncü yazılmasının yazının kendi mantığından doğduğu görülmektedir. Göründüğü gibi, Tanrı dili-Türk dili-Sümer dili ardışıklığı mantığa tamamen uygundur. İkincisi, Batılı ve Rus bilim insanları Sümer halkından ve Sümer dilinden bahsederken ondan önce iki dilin var olduğunu sık sık vurgularlar. Ancak söz konusu diller hakkında ilave bir söz söyleyemiyorlar. Tanrı dili, o bilim insanlarının bahsettiği iki dilden biri ve birincisidir. İkinci dil Türk dilidir. Çünkü Sümerlerden önce var olmuş ve Sümer dilinde açıklanmayan adlar Türk dilinde açıklanıyor. Üçüncü olarak Sümer dili geliyor. Aslında ben bunlardan üç dil olarak bahsetsem de, onları aynı dil kabul ediyorum. İlk halini göz önüne alıp bu dili "Tanrı dili" olarak adlandırıyorum. Demek ki, Türk ve Sümer dilleri de Tanrı dilidir.
Burada bir Çin düşünürünün Türk dili hakkında söylediklerini hatırlatmanın tam yeridir. O şöyle demiştir: "Sanki Tanrı bizzat düşünüp yaratmış ki, insanlar için kolay ve güzel bir dil örneği olsun." Çinli düşünür bu sözleri doğrudan doğruya Türk dilinin güzelliğine hayran kalarak söylemiştir. Onun ne Sümer dili, ne Sümer ve Türk dillerinin ayniliği, ne de tanrıların bu dilde konuşmaları hakkında bilgisi olmuştur. Bense artık Sümer kaynakları ile tanışıklıktan sonra bu kanaate vardım. Görünüşe göre, Çinli düşünüre bu sözleri Tanrı bizzat söyletmiştir. Aynı şeyi Tanrı, Kaşgarlı Mahmud'a da fısıldamıştır: Ulu Tanrı diyor ki: "Benim bir ordum vardır, ona Türk adını vermişim, onu doğuda yerleştirmişim. Bir millete öfkelensem, Türkleri onların üzerine musallat ederim" der. Görüyorsun ya, Tanrı bu ordusunun adını niye Türk koydu ve öfkelendiği kavimleri cezalandırmayı niye onlara emrediyor? Kaşgarlı Mahmud bu sorulara da cevap vermiştir: Tanrı'nın devlet güneşinin Türk burçlarında doğmuş olduğunu gördüm. Tanrı onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne hakim kıldı; zamanımızın halklarını onlardan çıkardı. Kaşgarlı Mahmud'un fikrinden açıkça anlaşılıyor ki, dünyanın ilk halkı Türklerdi. Bugünkü bütün halklar Türkün içinden çıkmış, yani ondan ayrılmışlardır. Bunu, büyük oğulların evlendikçe baba evinden ayrılmaları gibi anlamak gerekirdi.
Buradan da açıkça görünüyor ki, Türkün devleti Tanrı devletidir! Türkün adı da Tanrı adıdır!
Son olarak şunu demek istiyorum ki, bu kitapta verilen sözlerin büyük bir kısmı Rus ve Avrupalı bilim insanlarının çevirilerinden alınmıştır. Bunu bilerek ve isteyerek böyle yaptım ki, kelimelerin çevirisine itiraz edilmesin. Zaten anlam benzerlikleri göz önündedir. Eğer ge sözü Sümer dilinde karanlık, gece anlamlarını bildiriyorsa, onun bugün Türk dilindeki gece ile aynı söz olduğunu gizlemek mümkün değil. Elbette, ge tam olarak gece demektir. Türk dilinde de eski zamanlarda gece sözü ge şeklinde bir heceden ibaret olmuştur. Kitaptaki sözlerin çoğu bu tür aynılık yahut benzerlik temelinde seçilip açıklanmıştır. Birkaç sözün okunuşunu ise netleştirdim.
Bazı sözlerin Türk dilindeki karşılığını bulamadım. Söz konusu sözlerden birkaçı kitapta verilmiş, ancak Türkçe karşılıkları yoktur. Bu durum kesinlikle onların Türk sözü olmadığı değildir. Sadece bugün onların karşılıkları bizce bilinmiyor. Onların Türk sözleri olduğuna eminim ve bulunacağına inanıyorum. Öyle bir Sümer sözü yoktur ki, Türk dillerinin herhangi birinde onun karşılığı olmasın. Eminim ki, okuyucular ve dilbilimciler de bu işte yardımcı olacaklardır.
Sözlerin analizinde, mukayeselerinde, karşılaştırmalarında onca şekil ve anlam benzerliklerinde yanlışlıklar da mümkündür. Buradaki bazı yüzeysel benzerlikler aldatıcı da olabilir. Bilirim ki, bunlar en kötü ihtimalle %10'dan çok değildir. Bu da kitabın önemini zerre kadar azaltmaz. 1000'e yakın sözden 100 sözün yanlışlığını ben de hiçbir rahatsızlık duymadan, doğal bir durum olarak kabul ediyorum.
Buradaki yanlışların birçoğunu kendim görüyorum. Sayısı çok az olan bu yanlışları bilerek ortadan kaldırmadım. Amacım okuyucuların fikirlerini öğrenmek ve gerçeği ortaya çıkarmaktır."
İSLAM SADIQ
TANRI DİLİ, TÜRK DİLİ, SÜMER DİLİ
Sayfa: 8-12
Azerbaycan Dövlet Nesriyatı

