BÜYÜK TÜRK TARİHİ VE TÜRK KÜLTÜRÜ
Bu gün, 08:14

PROF. DR. ENGİN ARIK’IN BIRAKTIĞI BİLİM MÎRÂSI
Bilim İnsanının Mîrâsı:
Engin Arık’tan Geleceğe...
Prof. Dr. Engin Arık; Türkiye’de parçacık fiziği, hızlandırıcı teknolojileri ve nükleer bilimler alanında iz bırakan değerli bilim insanlarımızdandı.
Toryumun geleceğin enerji sistemleri bakımından değerlendirilmesi gereken önemli bir imkân olduğuna dikkat çekiyor; Türkiye’nin bu alanda kendi bilimsel altyapısını, araştırma merkezlerini ve yetişmiş insan kaynağını kurması gerektiğini savunuyordu.
30 Kasım 2007’de, Süleyman Demirel Üniversitesi’nde düzenlenen Türk Hızlandırıcı Merkezi çalıştayına giderken meydana gelen Isparta uçak kazasında; Prof. Dr. Engin Arık, bilim insanı arkadaşları ve diğer yolcularla birlikte hayatını kaybetti.
Bu kayıp, yalnızca bir uçak kazasının bıraktığı acı değildir.
Bu kayıp; bilime adanmış bir ömrün, Türkiye’nin kendi imkânlarını tanıması ve kendi teknolojisini üretmesi yolunda verdiği mücadelenin yarım kalmış gibi görünmesidir.
Fakat bir bilim insanının hayatı, yalnızca yaşadığı yıllarla ölçülmez.
Geride bıraktığı fikirler, yetiştirdiği öğrenciler, açtığı yollar ve bir millete yönelttiği sorular da onun yaşamaya devam eden tarafıdır.
Türkiye, toryum potansiyeli bakımından dünyanın dikkat çeken ülkelerinden biridir.
Ancak mesele yalnızca toprağın altında bulunan cevher miktarı değildir.
Toryumun enerjiye dönüşebilmesi; uzun soluklu araştırma, uygun reaktör teknolojileri, yakıt çevrimi, güçlü laboratuvarlar, nitelikli mühendisler ve kararlı bir devlet politikası gerektirir.
Bu nedenle toryumu bir efsane veya kendiliğinden çözüme dönüşecek sihirli bir kaynak gibi görmek doğru değildir.
Asıl mesele şudur:
Türkiye, kendi toprağındaki imkânları tanıyacak bilimi; o bilimi sürdürecek kurumları ve o kurumlarda çalışacak insanları yetiştirebilecek midir?
Prof. Dr. Engin Arık’ın işaret ettiği temel mesele budur.
Kültürel Mîrâs Seferberliği açısından bakıldığında kültürel mîrâs; yalnızca eski yapılar, yazma eserler, türküler, köprüler, meydanlar ve geleneklerden ibaret değildir.
Kültürel mîrâs; bir milletin düşünme biçimidir.
Bilime verdiği değerdir.
Çocuğunu yetiştirme kudretidir.
Toprağının, suyunun, madeninin, ormanının ve gökyüzünün bilgisini kurabilmesidir.
Bir ülke, tarihî köprülerini korurken laboratuvarlarını ihmal edemez.
Bir şehir, eski çarşısını yaşatırken çocukları için bilim atölyeleri kurmadan geleceğe taşınamaz.
Bir millet, atalarının eserleriyle övünürken kendi çağının bilim insanlarını unutursa; mîrâsını yarım bırakır.
Bu sebeple Prof. Dr. Engin Arık’ın adı yalnızca anma günlerinde, konferans salonlarında veya mezar taşlarında kalmamalıdır.
Her şehirde kurulacak Halk Üniversiteleri ile Türk Halkbilimi ve Kültürel Mîrâs Enstitüleri içinde, Bilim Mîrâsı Atölyeleri yer almalıdır.
Çocuklar burada yalnızca geçmişi dinlememelidir.
Enerji nedir öğrenmelidir.
Maden nedir öğrenmelidir.
Atom nedir öğrenmelidir.
Su nasıl korunur öğrenmelidir.
Toprak nasıl iyileştirilir öğrenmelidir.
Gökyüzü nasıl gözlemlenir öğrenmelidir.
Bir fikrin nasıl araştırmaya, araştırmanın nasıl teknolojiye, teknolojinin nasıl toplumsal faydaya dönüştüğü öğrenmelidir.
Engin Arık’ın hatırasına en gerçek saygı; onu yalnızca kaybedilmiş bir değer olarak anlatmak değil,
O'nun işaret ettiği yolda;
kendi fizikçisini,
kendi mühendisini,
kendi araştırmacısını,
kendi teknisyenini,
kendi laboratuvarını,
kendi teknoloji kurumlarını
yetiştirecek bir kültür kurmaktır.
Kültürel Mîrâs Seferberliği için bilim; müzede saklanacak bir hâtıra değil, yaşayan bir töredir.
Çünkü bir milletin geleceği, yalnızca geçmişinden kalanlarla kurulmaz.
Gelecek; geçmişten aldığı irfanı yeni bilgiye, yeni bilgiyle de üretime, teknolojiye, adalete ve bağımsızlığa dönüştürebilen toplumların eseridir.
Prof. Dr. Engin Arık’ın bıraktığı bilim mîrâsı da budur:
Bilimi millî hafızanın ayrılmaz parçası, bağımsızlığı ise bilimin tabiî neticesi hâline getirmek...
Kültürel Miras Seferberliği

