“Alp Er Tunga öldü mü? Bilgi, akıl, edep ve erdem de mi öldü?”
Bu gün, 10:14

Yaşadıklarımız bana bunları hatırlatıyor.
MÖ VII. yüzyılda yaşamış, Saka Türklerinin kahraman ve çok sevilen hükümdarı Alp Er Tunga’nın hileyle öldürülmesi üzerine yakılan ağıtta şu soru sorulur:
“Alp Er Tunga öldü mü? Bilgi, akıl, edep ve erdem de mi öldü?”
Hükümdarın şahsında yalnızca bir insanın değil, değerlerin de kaybı anlatılır. Ardından şu dizeler gelir:
Şimdi yürek yırtılır…
Devir iyice kötüleşti,
Sefil ve kötüler güçlenip kuvvetlendi.
Edep ve erdem azaldı,
Bilgili ve akıllılar değersizleşti,
Dünya onları ezdi, çiğnedi, hırpaladı.
Edep ve erdem çürüdü,
Yerlere düşüp sürükleniyor.
Aradan yaklaşık bin beş yüz yıl geçer. XII. yüzyılın ortalarında Edip Ahmed Yükneki, Karahanlı Beyi Muhammed Sipehsalar’a sunduğu, Türk-İslam medeniyetinin temel eserlerinden Atebetü’l-Hakayık (Gerçeklerin Eşiği) adlı eserinde benzer bir toplumsal çözülmeye dikkat çeker:
Dostluk mecaz oldu, hakikat hani?
Hani ahit, emanet; hani iyilik?
Âlim amelini, zahit takvasını bıraktı.
Hani iyiliği emreden, hani iyi insan?
İki yüzlü olan itibar sahibidir.
Varlıklı olana yönelirler,
Hür yaratılmış nefislerini ona kul ederler.
Bu iki metin, farklı çağlarda kaleme alınmış olsalar da aynı hakikati dile getirir: Bir medeniyetin asıl gücü bilgi, akıl, edep ve erdeminde saklıdır.
Toplumsal hayatın dayanakları ise adalet, doğruluk ve toplumsal yarardır. İnancımıza göre insanı gerçek mutluluğa ulaştıracak pusula da, omuzlarımıza yüklenen sorumluluk da bunlardır.
Edip Ahmed Yükneki’nin şu sözü ise bugün de aynı berraklıkla yol göstermektedir:
“Zamanını yerme; insanlarını yer.”
Oktay Vural

