KURŞUN YAĞMURU ALTINDA ÜRETİM YAPTIK (BİRİNCİ BÖLÜM)
10-02-2026, 15:54

Değerli Dostlar,
Ece Ajendası 1979 defterimdeki notlarımdan kısaltarak yapacağım alıntılarla sizlere, Türkiye’de yaşanmış çok önemli bir dönemden bir kesit sunacağım.
5 Ocak 1979
Diyarbakırlı iş adamı Halis Toprak’ın Tarsus’ta yeni kurduğu
Paktaş-2 Yün İpliği Fabrikası’nda Hazırlama İşletme Şefi olarak işe başladım.
Gazete haberi;
DİSK Türkiye genelinde iş bırakarak “Faşizmi Lanetleme Eylemi” yaptı.
6 Ocak 1979
Eşim, 2 yaşında kızımız, 10 ve 6 yaşlarındaki oğullarımızla Fabrikanın bize ayrılan lojmanına taşındık.
8 Ocak 1979
İsviçre’den alınmış olan iplik ve boyama makinelerinin fabrikada montajına başlandı.
İşletmeye alınmış işçilerle odamda toplandık. Hepsi Tarsus’un yoksul aile çocukları ve tümü henüz 20’li yaşlarında. Sağlıklı, çalışkan, dürüst ve iş arayan arkadaşlarını da getirebileceklerini söyledim. Bu gruptan, öncülük yapabilecek iki kişi gördüm: Kerim Dağlı ve Kâzım Yıldırım.
10 Ocak 1979
Kerim Dağlı, Tarsus’tan çalışmak isteyen 7 kişi getirdi. Odamda konuştuk. Kerim’e bu arkadaşları Personel Müdürü’ne götürmesini, hemen girişlerinin yapılmasını söyledim.
12 Ocak 1970
Kâzım Yıldırım, Tarsus’tan 6 kişiyle geldi. Odamda konuştuk. Kâzım’a arkadaşları Personel Müdürü’ne götürmesini, hemen işe başlama işlemlerinin yapılmasıı istedim.
On dakika sonra Personel Müdürü Sezai Özyiğit odama geldi.
İşletmedeki odamın üç tarafı camekan. Odama biri girdiğinde işçiler görüyor, göz ucuyla izliyorlar!
Sezai Bey, otoriter bir sesle “Yılmaz Bey, işçi alımında yetki bendedir! İstediğiniz işçilerin hemen alınması için bana direktif vermeyin!” dedi. Hemen cevapladım. “Sezai Bey, benim işletmeme kimleri alacağıma ben karar veririm! Siz onların adli sicil kontrollerini yapıp işe giriş işlemlerini tamamlarsınız! Siz, benim görüşüp konuşmadığım, onaylamadığım hiç kimseyi benim işletmemde çalışmak üzere işe alamazsınız! Eğer bir itirazınız varsa hemen Fabrika Müdürü’ne gidebilirsiniz!”.
21 Ocak 1979
Teksif sendikası, gayri resmi olarak, işyeri temilciliğine Kerim Dağlı’yı seçmiş, bence de iyi bir seçim yapmış.
Kerim odama geldi, “Bir soru sorabilir miyim?” diye sordu ve hemen ekledi: “Kızları, kadınları da işçi olarak alabilir misiniz?”
Çalışmak iseyen, kendisinin tanıyıp güvendiği kadınları, kızları getirmesini istedim.
22 Ocak 1979
Kerim Dağlı üç kızla beraber odama geldi. Üçü de 20’li yaşlarda ve üçü de lise mezunu: Şükran, Fatma ve Behice. Zeki kızlar. Benim böyle kişilere Kalite Kontrol Laboratuvarında çok ihtiyacım var. Kerim’e, hemen kız arkadaşları Personel Müdürü’ne götürüp işe giriş işlemlerini yaptırmasını söyledim.
Biraz sonra Personel Müdürü Sezai Bey odama geldi. Tepeden bakışla konuştu: “Yılmaz Bey, kadınları kızları da işe almak istiyorsunuz, yanlış yapıyorsunuz, burası İngiltere değil! Altından kalkamayacağınız sorunlar çıkar! Sizi uyarıyorum!” Hemen cevap verdim. “Sezai Bey, yalnız kadınlarımıza kızlarımıza değil, erkeklerimize de hakaret ediyorsunuz, ama farkında bile değilsiniz! Lütfen size gönderdiğim kızların hemen girişleri yapılsın!”
29 Ocak 1979
Kâzım Yıldırım odama geldi. Sordu: “Şefim, siz YENİCE’yi biliyor musunuz, hiç gittiniz mi?”
Yenice, Tarsus-Adana yolu üzerinde, fabrikaya arabayla on dakika uzaklıkta. Yenice’nin tarihimizde önemli bir yeri vardır.
Sordum “Kâzım, Yenice’de tanıdıkların mı var?” Anlamıştı, “Şefim, işsiz pırlanta gibi gençler var, çoğu da ortaokul mezunu.”
“Onlarla hemen tanışalım” dedim, Kâzım rüzgâr gibi çıkıp gitti. .
1 Şubat 1979
Kâzım Yıldırım, Yeniceli 4 arkadaşıyla odama geldi, tanıştık. Zeki, terbiyeli ve işe girmek için çok arzuluydular. Kâzim’a, arkadaşları Personel Müdürü’ne götürmesini giriş işlemlerinin hemen yapılmasını söyledim.
On dakika geçememişti ki, Sezai Bey odama geldi. O eski ‘tepeden bakan’ havası gitmiş gibi geldi bana. Yumuşak bir sesle sordu: “Yılmaz Bey, YENİCE’yi biliyor musunuz?” Cevap vermemi beklemedi, devam etti: “Yenice halkı ALEVİDİR! Yenice’de cami yoktur, çünkü Aleviler namaz kılmazlar! Bu yüzden toplumda Aleviler pek sevilmezler! Şimdi siz onları bu fabrikaya sokarsanız, hepimizin başını derde sokarsınız!” Bütün söyleyeceklerini bir çırpıda söyleyip susmuş, benim tepkimi bekliyordu. Sordum: “Sezai Bey, bu Alevi dediğiniz kişiler Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı mı?” Yalpaladı, “Evet, orası öyle ama… toplum iyi gözle bakmaz!” Tane tane konuştum: “Sezai Bey, Anayasamıza göre herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle ayırım yapılmadan kanun önünde eşittir. Siz ayrım yaparak, Alevileri dışlayarak anayasal suç işlediğinizin farkında mısınız? Size dostça tavsiyem, başka yerlerde, başkalarının önünde sakın bu ayrımcılığı yapmayınız, yaksa başınızı çok büyük derde sokarsınız!”
Radyodan haber:
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi SUİKAST sonucu öldürüldü.
16 Şubat 1979
İşçileri hem makine başında hem de odama koyduğum karatahta başında eğitiyor, öğretiyordum. Makine başında önce gerekli ayarları ben yapıyor sonra onlara yaptırıyordum.
Gazete haberi:
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Alparslan Türkeş “Türkiye’de sol terörün karşısında sağ terör bulunduğu iddiası doğru değildir” dedi.
9 Mart 1979
Şükran, Fatma ve Behice’ye Laboratuvarda USTER Kalite Kontrol aygıtını nasıl kullanılacağını öğretiyor, Uster’den alınan grafikleri nasıl okuyup anlayacaklarını gösteriyordum.
Gazete haberi,
7 kişiyi öldürmekten sanık sağ eylemci Veli Can Oduncu 16 yıla mahküm edildi.
29 Nisan 1979
Eğittiğim işçiler arasından usta olabilecekleri seçiyor, tek tek makine başında sınavdan geçiriyorum.
Gazete haberi:
İstanbul’da 1 Mayıs günü sokağa çıkma yasağı uygulanacağı ilan edildi.
1 Mayıs 1979
Makineler içinde en büyüğü ve dikkatli kullanılmadığı durumda en tehlikeli olanı Tarak makineleridir. Yıkanmış yün bu makinede son bir kez temizlenir ve bir bant elde edilir.
Yalnız tarak makinelerinin değil, tüm makinelerin dikkatli kullanılmadığında ne tür işçi kazalarına neden olabileceğini anlatan altı sayfalık bir belge hazırlamış, tüm işçilerimize dağıtmıştım. Ayrıca, İşçi Güvenliği konusunda işveren tarafından yapılması gerekenleri de yazılı olarak İşletme Müdürü ve Fabrika Müdürü’ne sunmuştum.
Gazete haberi:
Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Behice Boran ve 330 partili, sokağa çıktıkları için tutuklandı.
26 Haziran 1979
Halis Toprak, Fabrika Müdürü Yılmaz Çebi ile birlikte odama geldi.
Halis Bey gergin, “Boya maddesi yok, bazı makine yedek parçaları yok, diye yakınıp duruyormuşsun! Öyleyse bu sorunu hemen çöz!”. Ne demek istediğini anlamamıştım! Halis Bey devam etti. “Ben çözemiyorum çünkü Devletin kasasında döviz kalmadığı için dışarıdan mal getiremiyoruz. Ama bir çaresi var, sen gdip İsviçre’de istediklerini alıp parasını orada ödersen, istediğin malları ithal edebiliriz!” Ben tam konuşacakken Halis Bey planını açıkladı: “İsviçre’de bir bankada paramız var. Şifreli hesap. Sana şifreyi vereceğim, bir milyon dolar çekecek, sipariş vereceğin malların parasını ödeyecek, beş-on gün yiyip içecek ve Tarsus’a döneceksin!” Baktım, Yılmaz Çebi kıs kıs gülüyor! Halis Bey gülümseyerek, “Senin pasaportun da vardır vizelerin de. Ben de hemen uçak biletini aldırtıyorum, İsviçre’de kalacağın otele rezervasyonu da Çebi yapacak!”
Bana İsviçre yolu görünüyordu!
3 Ağustos-18 Ağustos 1979, İSVİÇRE
İngiltere’den arkadaşım Yalçın Öztürk, İşviçre’de çalışıyordu.
Otelden telefon ettim. “Hemen geliyorum”, dedi. Geldi. Neden gelir gelmez beni aramadın, boşuna bir gece için yüksek ücret ödeyeceksin, diye çıkıştı. Otelden ayrıldım, Yalçın’ın evine gittik. İsviçreli eşi ile tanıştım, çok sıcak karşıladı, Yalçın’dan öğrendiği birkaç Türkçe sözcükle birşeyler söylemeye çalıştı. Evleri çok geniş ve çok zengin döşenmiştii. Ertesi gün Yalçın’ın işyerine gittik. Yalçın, yüze yakın elemanın çalıştığı güçlü bir bilgisayar şirketinin genel müdürü olmuştu. Gurur duydum.
İsviçre’de çeşitli tekstil boya maddeleri ve makine yedek parçalarının siparişini verdim. Bunların parasal tutarını, bir İsviçre bankasında bulunan Halis Toprak’ın şifreli hesabından bir milyon dolar çekerek peşin ödedim.
Değerli Dostlar,
Yazımın İKİNCİ BÖLÜMÜ’nü iki gün sonra sizlere sunacağım.
Yılmaz Dikbaş

