KAYIP VERMEYENLER: 234 TÜRK ESİRİN ONUR MÜCADELESİ
10-02-2026, 16:14

GİRİŞ: 1953 Yazının Sessiz Mucizesi
1953 yılının kavurucu Temmuz ayında, Kore Yarımadası’nın kuzeyindeki esir kamplarında ağır bir sessizlik hakimdi. Ateşkes imzalanmış, esir değişimleri için hazırlıklar başlamıştı. Birleşmiş Milletler komutanlığı, esir kamplarından gelecek askerlerin listesini incelediğinde gözlerine inanamadı.
Amerikan ve İngiliz askerlerinin tutulduğu kamplarda durum bir felaketti. Yüzlerce genç adam açlıktan, hastalıktan ve en acısı "umutsuzluktan" can vermişti. Amerikan Kara Kuvvetlerine ait esirlerin neredeyse yarısı bu kamplardan sağ çıkamamıştı. Ancak aynı şartlarda, aynı derme çatma barakalarda yaşayan bir grup vardı ki, onların listesinde tek bir çizik dahi yoktu.
234 Türk askeri. Üç yıla yakın süren esaret, işkence ve yokluğa rağmen, tamamı hayattaydı. Bu bir istatistik hatası değil, bir insanlık mucizesiydi. Amerikan istihbaratı ve George Washington Üniversitesi, yıllar sürecek bir araştırmanın fitilini işte o gün ateşledi: "Türkler nasıl başardı?"
I. BÖLÜM: Kunuri’nin Kanlı Gecesi
Her şey 1950 yılının Kasım ayında, dondurucu bir rüzgarın estiği Kunuri bölgesinde başladı. Türk Tugayı, tarihinin en büyük sınavlarından birine girmek üzereydi. 60.000 kişilik Çin ordusu, 5.000 kişilik Türk birliğini dört bir yandan kuşatmıştı.
Mermiler bittiğinde süngüler takıldı. Tarihin son büyük süngü hücumlarından biri o gece gerçekleşti. Çatışmalar dindiğinde geride 721 şehit ve 2147 yaralı kalmıştı. 234 asker ise, çoğu ağır yaralı halde düşman eline esir düştü.
Aralarında Yüzbaşı İhsan Serim de vardı. 1929 doğumlu, henüz 21-22 yaşlarındaki Anadolu çocuklarının başındaydı. Bu askerlerin %57’si okuma yazma bilmiyordu; Zonguldak’ın madenlerinden, Ankara’nın bozkırlarından, Ege’nin köylerinden gelmişlerdi. Ama o gece, hepsinin tek bir kimliği vardı: Türk Askeri.
II. BÖLÜM: Ölüm Yürüyüşü ve Sırtlanan Kardeşlik
Esaretin ilk sınavı, kamplara doğru başlayan ve tarihçilerin "Ölüm Yürüyüşü" dediği süreçti. -20 derecenin altında, dondurucu dağ yollarında günlerce yürüdüler. Yiyecek yoktu, kıyafetler incecikti.
Yol kenarları, gücü tükenen Amerikalı ve İngiliz esirlerin cesetleriyle doluydu. Batılı esirler arasında "her koyun kendi bacağından asılır" anlayışı hakim olmuştu; düşen bir arkadaşını kaldırmak, kendi enerjini tüketmek ve ölümü davet etmek demekti.
Ancak Türk grubunda tablo bambaşkaydı. Amerikan istihbarat raporları o günleri şöyle not edecekti: "Türk esirlerden biri yorulduğunda, hemen iki arkadaşı fırlıyor ve onu sırtlarına alıyordu. Kendileri de yaralı ve açtı, ama arkadaşlarını ölüme terk etmeyi reddediyorlardı."
Yüzbaşı İhsan Serim, ağır yaralı bir askerini bırakmamak için Çinli muhafızlara kafa tuttu. Dört asker, derme çatma bir sedye ile arkadaşlarını tam 40 gün boyunca, 1 Haziran'a kadar sırtlarında taşıdı. Teymen Kazım Ünlü dizanteri olduğunda, askerleri onu bir an bile yere bırakmadı. Kampa ulaştıklarında, Türk grubu tam kadroydu.
Türkçe Hikayeler Durağı
TEREF

