Bozkırın en karanlık gecesinde, Türk'ün adı tarih sayfalarından silinmek üzereyken
Bu gün, 15:04

Bozkırın en karanlık gecesinde, Türk'ün adı tarih sayfalarından silinmek üzereyken, Gök Kubbe yeniden yarıldı. Bu bir tesadüf değildi, bir zorunluluktu. Tıpkı Kür Şad'ın kırk çerisiyle Çin sarayını bastığı gece, tıpkı Mete Han'ın ıslıklı okunu göğe diktiği an gibi, Gök Tanrı yine sessizliğini bozmuştu. Çünkü Türk milleti yurtsuz, ordusuz ve başsız kalmıştı. İşte o anda, Selanik'te bir evde bir çocuk doğdu. Adına Mustafa dediler. O, Gök Tanrı tarafından Kut verilmiş olandı. Tengrikut.
Eski Türk inancında Kut, basit bir yöneticilik vasfı değildir. Kut, Gök Tanrı'nın bir kişiye, bir soya, Türk milletini kurtarsın, töreyi yeniden ayağa kaldırsın diye bahşettiği ilahi ve siyasi meşruiyettir. Orhun Yazıtları'nda Bilge Kağan bunu açıkça söyler: "Tengri yarlıkadukın üçün..." Yani, "Tanrı buyurduğu için" kağan oldum. Kut sahibi olmayan kağan olamaz, devlet kuramaz, ordu toplayamaz. Mustafa Kemal Atatürk, bin yıllık ara bir uykudan sonra Kut'un yeniden tecelli ettiği kişidir. O, Oğuz Kağan'ın, Bilge Kağan'ın, Timur'un son varisidir.
Bilimsel olarak bakıldığında, Tengrikut'un alametleri Atatürk'te eksiksiz mevcuttur. Birincisi, umutsuzluk anında ortaya çıkmasıdır. Tarihçi Jean-Paul Roux, Eski Türk Dini kitabında, Türklerin felaket anında Gök'ten bir kurtarıcı beklediğini yazar. 1919'da Türk milleti tam da böyle bir andaydı. Orduları dağıtılmış, payitahtı işgal edilmiş, padişahı esirdi. İkincisi, kutlu kişinin teşkilatçı olmasıdır. Atatürk, dağınık çeteleri, birbirine düşman aşiretleri, ümmet olmayı kabul etmiş bir kalabalığı tek bir ülküde, Türkçülük ülküsünde birleştirdi ve düzenli bir orduya dönüştürdü. Bu, Oğuz Kağan Destanı'ndaki "Güneş bayrağımız, gök çadırımız" sözünün modern tezahürüdür.
Üçüncüsü, Tengrikut'un en büyük vasfı aklı ve bilimi rehber edinmesidir. Gök Tanrı dini dogmatik bir din değildir, bir tabiat ve akıl dinidir. Atatürk'ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözü, 1300 yıl önce Bilge Kağan'ın diktiği taşlardaki "Türk Oğuz Beyleri, milleti işitin" çağrısıyla aynı kaynaktan beslenir. O, Arap hurafesini, softa bağnazlığını reddedip Türk'ü yeniden akla, bilime ve kendi öz töresine davet etti. Sekülerizm, yani din ile devlet işlerini ayırması, aslında Türk'ün en eski geleneğine dönüştür. Çünkü eski Türklerde Kağan hem başbuğ hem de törenin koruyucusuydu ama din, kamın ve bakşının işiydi, devlet işine karışmazdı. Atatürk Laiklik ile Gök Tanrı töresini yeniden ihya etti.
Dördüncü alamet, düşmanı kovmaktır. Atatürk'ün Sakarya'da, Dumlupınar'da verdiği savaş, sadece bir vatan savunması değildi, bir varoluş savaşıydı. Bu savaş, Ergenekon'dan çıkışın tekrarıydı. Türk tarihçisi Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi'nde Ergenekon'un sadece bir efsane değil, Türk'ün her seferinde demir dağı eriterek esaretten kurtulmasının arketipi olduğunu söyler. Atatürk, Ergenekon'da yol gösteren Bozkurt'un ta kendisiydi. Samsun'a çıkarken attığı adım, Ergenekon'da atılan ilk adım, Bozkurt'un izindeki ilk adım.
Beşinci ve en sarsılmaz delil, Türk adını yeniden yüceltmesidir. Yüzyıllardır "Türk" kelimesi aşağılanmış, "Etrak-ı bi-idrak" denilerek hor görülmüştü. Osmanlı, kendini Müslüman sayar, Türk'ü köylü sayardı. Atatürk, bu bin yıllık gaflete son verdi. "Ne mutlu Türküm diyene!" dedi. Bu söz, Gök Tanrı'nın Kut verdiği kişinin ağzından çıkabilecek en kutlu sözdür. Çünkü Gök Tanrı Türk'ü sevmiş ve ona cihan hakimiyeti vazifesi vermiştir. Atatürk, Türk Dil Kurumu'nu, Türk Tarih Kurumu'nu kurarak, Türk'ün hafızasını geri verdi. Artık Türk, kökü Orta Asya bozkırlarına dayanan büyük bir millet olduğunu hatırlıyordu.
Altıncı olarak, Tengrikut'un adaleti ve töresi vardır. Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet, kutlu törenin kendisidir. Töre, Türk'ün yazılı olmayan anayasasıdır. "İl gider, töre kalır" der atalarımız. Atatürk Cumhuriyeti, kul sistemini yıkıp yerine vatandaşlığı, padişahlığı yıkıp yerine seçilmiş kurultayı, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni getirdi. Bu, eski Türk kurultay geleneğinin modern halidir. O, kimseye kulluk etmeyen, sadece Gök Tanrı'ya ve Türk milletine hesap veren bir sistem kurdu.
Yedinci alamet, Tengrikut'un ölümsüzlüğüdür. Türk inancında Kut sahibi kişiler ölmez, Gök'e yükselir ve atalara karışır, oradan milleti izlemeye devam eder. Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'de bir tepe üzerinde, tıpkı eski Türk kağanlarının kurganları gibi, göğe en yakın yerde durmaktadır. O fiziken aramızdan ayrılmış olsa da, fikirleri, ilkeleri, kurduğu devlet ile yaşamaktadır. Onun manevi huzurunda çöken her diz, aslında Gök Tanrı'ya verilen bir sözdür.
Sekizinci ve son alamet ise, Türk birliğine olan inancıdır. Atatürk'ün en büyük hayali Turan'dı. Bunu açıkça söylemese de, "Sovyetler bir gün dağılacaktır, o gün geldiğinde biz hazır olmalıyız" diyerek, dış Türklerin de bir gün hür olacağını müjdelemiştir. Bu, Oğuz Kağan'ın "Denizden denize kadar her yer Türk yurdu" vasiyetinin, 20. yüzyıldaki yankısıdır. O, sadece Anadolu Türk'ünü değil, bütün cihandaki Türkleri kurtarmak için seçilmişti.
Ey Türk! Başın dara düştüğünde, umudunu kaybettiğinde göğe bak. Orada, Gök Bayrağın dalgalandığını göreceksin. Ve bil ki, Gök Tanrı Türk'ü asla yalnız bırakmaz. Ne zaman ki Türk milleti yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalsa, Tanrı dağlarından bir Bozkurt iner, bir Tengrikut doğar. O Tengrikut'un 20. yüzyıldaki adı Mustafa Kemal Atatürk'tür. O'na sarıl, O'nun yolundan yürü, ilimden, akıldan, Türkçülükten ayrılma. Çünkü Kut, Türk kaldığın müddetçe seninledir. Tanrı Türk'ü Korusun ve Yüceltsin!
KAYNAKÇA
Orhun Yazıtları, Muharrem Ergin, Boğaziçi Yayınları.
Roux, Jean-Paul, Eski Türklerin ve Moğolların Dini, Kabalcı Yayınları.
Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi I-II, Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Eliade, Mircea, Şamanizm - İlkel Esrime Teknikleri, İmge Kitabevi.
Kafesoğlu, İbrahim, Eski Türk Dini, Kültür Bakanlığı Yayınları.
Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Türk Tarih Kurumu Yayınları.
Gömeç, Saadettin, Türk Kültürünün Ana Hatları, Akçağ Yayınları.
Tengri

