Ancak Fikret'in bizzat kendi oğlu, o defteri bir daha hiç açmamak üzere kapatmıştı.
Bu gün, 00:05

Tevfik Fikret, Osmanlı’nın son dönemindeki çöküşü, cehaleti ve yozlaşmayı derinden hisseden, batılılaşmaya inanan aydın bir şairdi. 1895 yılında oğlu Haluk dünyaya geldiğinde, Fikret ona sadece bir evlat gözüyle bakmadı. Haluk, onun gözünde "gelecekteki aydınlık, çağdaş ve bilim dolu Türkiye’nin" prototipiydi.
Fikret, oğluna ve onun nezdinde tüm Osmanlı gençliğine seslendiği ünlü şiirlerini yazdı. "Haluk’un Defteri", "Haluk’un Vedası" gibi eserlerde, oğlundan tek bir şey istiyordu: Batı'nın bilimini, tekniğini almak ve ülkeyi karanlıktan kurtarmak.
2. İskoçya Yolculuğu ve Kopuşun Başlangıcı
Tevfik Fikret, oğlunun modern bir eğitim alması için onu 1909 yılında, henüz 14 yaşındayken elektrik mühendisliği okumak üzere İskoçya’nın Glasgow kentine gönderdi. Fikret’in hayali, oğlunun oradan bir "irfan meşalesi" olarak dönmesi, ülkenin karanlık sokaklarını aydınlatmasıydı.
Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Haluk, İngiltere’ye gittiğinde bambaşka bir dünyayla karşılaştı. Ailesinden ve ülkesinden uzakta, içine girdiği bu yeni kültürde yavaş yavaş kendi kimliğini aramaya başladı. Bu arayış, Tevfik Fikret’in kurguladığı "Haluk" profilinden çok uzaktı.
Haluk, İskoçya'da kaldığı aileden ve çevreden etkilenerek Hristiyanlığı seçti.
3. Robert College ve Büyük Yıkım
Tevfik Fikret bu durumdan haberdar olduğunda büyük bir sarsıntı geçirdi. Bir dinsiz ya da din düşmanı değildi ancak oğlunun kendi kültürüne sırt çevirmesi, onun toplumsal ideallerine vurulmuş en ağır darbeydi. Üstelik dönemin gerici çevreleri, Fikret’e saldırmak için bu durumu kaçırılmaz bir fırsat bildiler. Fikret, "Oğlunu Hristiyan yapan zihniyet" diye acımasızca eleştirildi.
Fikret, Aşiyan’daki evine kapandı. Maddi ve manevi olarak çökmüştü. Haluk ise eğitimini tamamladıktan sonra bir daha asla Türkiye’ye dönmedi. Amerika’ya yerleşti.
Tevfik Fikret, 1915 yılında, henüz 47 yaşındayken, şeker hastalığı ve derin bir hüsran içinde hayata gözlerini yumdu. Ölürken yanında, uğruna şiirler yazdığı, geleceği emanet ettiği oğlu Haluk yoktu.
4. Hikayenin Sonu: Park Avenue Presbiteryen Kilisesi Rahibi
Peki, Tevfik Fikret’in ülkeyi kurtaracak o "ideal gençlik" simgesi oğlu Haluk’a ne oldu?
Haluk Fikret, Amerika’da tamamen Amerikan vatandaşı oldu ve ismini değiştirdi.
Mühendislik yapmak yerine teoloji (din bilimi) eğitimi aldı.
Park Avenue Presbiteryen Kilisesi’nde rahip oldu.
Yaşamının son yıllarında kendisiyle röportaj yapmaya gelen Türk gazetecilere, babasını çok sevdiğini ancak Türkiye ile hiçbir bağının kalmadığını söyledi. 1965 yılında Orlando'da bir rahip olarak öldü.
Tarihin İronisi: Tevfik Fikret, oğlunu Batı’nın "fennini" (bilimini) alsın diye göndermişti; oğlu ise Batı’nın "dinini" alıp bir kilisede rahip olarak ölmeyi seçti.
Fikret’in Türk gençliğine miras bıraktığı "Haluk’un Nesli" ideali hep yaşadı ve daha sonra Mustafa Kemal Atatürk tarafından "Bütün ümidim gençliktedir" sözüyle cumhuriyet ideali haline getirildi. Ancak Fikret'in bizzat kendi oğlu, o defteri bir daha hiç açmamak üzere kapatmıştı.
Selahattin Eskici

