Perihan Hanım (Safeviler Dönemi): Siyasetçi, Şah İsmail'in Torunu, Şah Tahmasb'ın ve Sultan Ağa Hanım'ın Kızı, Bediüzzeman Mirza'nın Eşi
26-02-2026, 07:54

Yazar: Sertaç Sarıçiçek
1548 yılının Ağustos-Eylül ayları arasında (h. 955 yılı Recep ayı) Tebriz’in kuzeydoğusundaki Eher Kasabasında doğdu. Babası Şah İsmail’den sonra 1524’te Safevî hükümdarı olan Şah Tahmasb, annesi Tahmasb’ın ikinci eşi Çerkez Sultan Ağa Hanım’dır. Perihan Hanım, Şah Tahmasb’ın Gevher Sultan Begüm’den sonra gelen ikinci kızıdır.
Perihan Hanım, Safevî Devleti’nin siyasî buhran içinde olduğu bir dönemde doğdu. Zira Şah İsmail’in Çaldıran yenilgisiyle otoritesini kaybetmesi sonucu devletin kurucuları olan Kızılbaş-Türkmen oymakları merkezi hükumeti dinlememeye ve başına buyruk hareket etmeye başlamışlardı. 1524’te tahta çıkan Şah Tahmasb saltanatının ilk on senesini Kızılbaş oymaklarının isyanlarını bastırmakla geçirdi. Kızılbaşlar onun döneminde şahın iradesine karşı daha itaatkâr davranmaya başlasalar da halen kendi aralarında bir dayanışma ortaya koyamıyorlar ve devleti dış tehditlere karşı koruyacak bir birliktelik oluşturamıyorlardı. O dönemlerde gücünün zirvesinde olan Osmanlı İmparatorluğu 1548 yılında Safevîlere savaş açmış ve Osmanlı ordusu Azerbaycan topraklarına girmişti. Kendi aralarındaki husumetleri bitirmekte zorlanan Kızılbaş oymakları ise Osmanlılar karşısında yekvücut olamamış ve Şah Tahmasb Osmanlılara karşı koyacak nitelikte bir ordu toplamakta zorluk yaşamıştı. Bu şartlarda rakibinin karşısına çıkmaktan çekinen Tahmasb, Osmanlıların Tebriz’i ele geçirmesini izlemekle yetindi. Çaresizce Osmanlıların geri çekilmelerini beklemek üzere Tebriz’in kuzeydoğusundaki Meşkin kasabasına yakın Eher Çayı dolaylarında beklerken Perihan Hanım’ın doğum haberini almıştı.
Perihan Hanım’ın doğduğu dönem aynı zamanda Safevî Devleti’nde idarî ve askerî reformların yaşandığı bir zamana rastlamaktaydı. Zira Şah Tahmasb bu dönemde dış tehditlere karşı birlik olamayan ve merkezle bağı zayıflayan Kızılbaş oymaklarına karşı kendisine sadık bir ordu kurmak istemişti. Bu maksatla 1540, 1546 ve 1548 yıllarında Kafkaslara yağma akınları düzenlemiş, buralardan toplanan Çerkez ve Gürcü esirlerden yeni kuracağı orduya asker devşirmeye başlamıştı. Bu esirler arasında Çerkez ve Gürcü kadınlar da bulunuyordu ve bunlar ileride şahın zevceleri konumuna yükseleceklerdi. Perihan Hanım’ın annesi Sultan Ağa Hanım da bu kadınlardan biriydi. Bu dönemde yabancı kadınların saraydaki etkisi iyice artmış; Harem, Çerkez ve Gürcü kadınların iktidar kavgalarına sahne olmaya başlamıştı. Çerkez bir kadından doğan Perihan Hanım da kendisini Harem’deki kavganın içinde bulacaktı.

Sarayda ve bürokraside iç çekişmelerin damga vurduğu dönemde doğan Perihan Hanım, hayatta kalabilmek için kendisini siyasî alanda geliştirmeye özen gösterdi. Perihan Hanım’ın çocukluğuna dair kaynaklarda fazla bilgiye rastlanmamakla birlikte Safevî Devleti’nin kurucularından Avşar oymağının gözetiminde büyüdüğü ve lalasının Avşarlardan Halil Sultan olduğu bilinmektedir. Doğumundan itibaren saraydan hiç ayrılmayan Perihan Hanım, babasıyla yirmi yıla yakın bir süre beraber yaşadı. Zira 1555 yılında Osmanlılarla Amasya Antlaşmasını imzalayan Şah Tahmasb, bu tarihten itibaren ölümüne kadar zamanının çoğunu sarayda geçirmiş ve Perihan Hanım’ın eğitimiyle yakından ilgilenmişti. Bu dönemde babasıyla sık görüşebilme imkanına sahip olan Perihan Hanım da zekâsı ve siyasete yatkınlığıyla babasını etkilemiş, onun idarî meselelerde danıştığı kişi haline gelmişti. Perihan Hanım’ın zekâsı Safevî tarihçilerinin de gözünden kaçmamış; Kadı Ahmed Kumî, İskender Münşî ve Efûşte-i Natanzî gibi Safevî müverrihleri kendisinden dönemin en akıllı kadınlarından biri olarak bahsetmişlerdir. Oruç Bey de kendisinden siyasî hırsları olan, muktedir olmaya hevesli biri olarak söz ederek politikaya olan temayülüne vurgu yapmıştır. Bu özellikleriyle babasının saygısını kazanan Perihan Hanım, şöhretini saray dışına da taşımış ve Kızılbaş emirlerinin itibar ettiği politik bir aktöre dönüşmüştü.
Perihan Hanım, Şah Tahmasb’ın son yıllarında idarî işlerden elini tamamıyla çekmesiyle saraydaki nüfuzunu daha da güçlendirdi. Şah Tahmasb kızına olan bağlılığından ötürü onu asla yanından ayırmak istemedi ve evlendikten sonra bile sarayı terk etmesine müsaade etmedi. Bütün kızlarını hanedan üyeleriyle evlendirmeyi tercih eden Şah Tahmasb, Perihan Hanım’ı da on yaşındayken kardeşi Behram Mirza’nın en küçük oğlu Bediüzzeman Mirza ile evlendirmişti. Fakat kızının Sistan valisi olan eşinin yanına gitmesine izin vermedi. Böylece babasıyla ömrünün sonuna kadar beraber yaşayan Perihan Hanım elde ettiği nüfuzla Şah Tahmasb’ın vefatının ardından tahta kimin geçeceğini belirleyecek bir güce sahip olacaktı.
Şah Tahmasb’ın vefatından iki yıl önce ölümcül bir hastalığa yakalanması sarayda bir sonraki hükümdarın kim olacağı tartışmasını ortaya çıkarmıştı. Taht yarışında iki adayın ismi zikrediliyordu. Bunlardan biri şahın ikinci büyük oğlu İsmail Mirza, diğeri de üçüncüsü Haydar Mirza’ydı. En büyük oğlu Muhammed Mirza’nın ise görme problemi yaşaması ve yumuşak karakterde biri olması nedeniyle adı hiç anılmıyordu. O sıralar yirmi iki yaşında olan Haydar Mirza adaylar arasında en güçlü olanıydı. Zira başına buyruk hareket etmeye meyilli olan İsmail Mirza şahın güvenini yitirmiş ve ordunun da desteğini alarak bir darbe yapma ihtimaline karşı Kahkaha Kalesi’ne hapsedilmişti. İsmail Mirza’nın yokluğunda sarayda rahat hareket eden Haydar Mirza ise bürokraside kalabalık bir çevre edinmiş ve babasının yanında idari işlerde tecrübe kazanmıştı. Bunun yanında Şah Tahmasb döneminin sonlarına doğru devletin üst kademelerinde yer edinen Ustaclular onu destekliyordu. Annesi Sultanzâde Begüm’ün Gürcü olması hasebiyle saraydaki Gürcü devlet adamları da yine onun safında yer alıyorlardı. Buna karşılık Avşar, Rumlu, Türkmen gibi Ustaclulara oranla daha güçsüz oymaklar ise Ustacluların daha da güçlenmesinden endişelenerek İsmail Mirza’yı destekleme kararı almışlardı.
Saraydaki hizipleşmeden kendisini soyutlayamayan Perihan Hanım ise İsmail Mirza’dan yana tavır alarak dengelerin söz konusu şehzade lehine dönmesini sağlayacaktı. Onun İsmail Mirza’yı desteklemesinde aile bağları etkili olmuştu. Zira Çerkez asıllı olan dayısı Şemhal Sultan, İsmail Mirza’nın tahta geçmesini istiyordu. Onunla birlikte saraydaki bütün Çerkezler de doğal rakipleri olarak gördükleri Gürcülerin adayı Haydar Mirza’nın karşısında yer almışlardı. Saraydaki Gürcü-Çerkez çekişmesinde Perihan Hanım, annesi ve dayısının mensup olduğu Çerkezlerin yanında durmayı tercih etti. Perihan Hanım’ın bu seçiminde lalası Halil Sultan ve mensup olduğu Avşar oymağının da İsmail Mirza’yı desteklemesinin payı bulunmaktaydı.
Perihan Hanım siyasî zekâsını ve babası nezdindeki itibarını kullanarak Haydar Mirza taraftarlarının itibarsızlaştırılmasında önemli faaliyetlere imza attı. Şah Tahmasb’ın hastalığı şiddetlendiğinde Haydar Mirza taraftarlarının Kahkaha Kalesi’ne adam yollayarak İsmail Mirza’yı öldürmeye yönelik bir hazırlık içerisinde olduklarından babasını haberdar eden oydu. Nitekim o sıralar kalenin muhafazası Haydar Mirza’yı destekleyen Ustacluların eline bırakılmıştı. Bunların şahın vefatından hemen sonra İsmail Mirza’yı öldürecekleri düşünülüyordu. Şah Tahmasb Perihan Hanım’ın uyarısıyla kaleye İsmail Mirza’yı destekleyen Avşar korçularından bir grup gönderdi ve şehzadenin korumaya alınmasını sağladı. Bu açıdan İsmail Mirza’nın hayatını Perihan Hanım’a borçlu olduğu söylenebilir. Perihan Hanım bu girişimiyle başta Ustaclular olmak üzere Haydar Mirza’yı destekleyenlerin hanedana el uzatan kişiler olarak anılmasına vesile olmuştu.
Şah Tahmasb’ın 14 Mayıs 1576 (h. 15 Safer 984) günü vefatından sonra Haydar Mirza’nın öldürülmesi olayında da Perihan Hanım’ın parmağı vardı. Şahın öldüğü sırada yanında bulunan tek şehzade onu hasta yatağında bile yalnız bırakmayan Haydar Mirza’ydı. Haydar, babasının öldüğü gece Harem’de bulunan Perihan Hanım’ı yanına çağırmış ve kendisine biat etmesini istemişti. Perihan Hanım da Haydar Mirza’ya sadık olacağına dair yemin etmişti. Dayısı Şemhal Sultan’ı da bu yolda ikna edeceğini söyleyerek saraydan ayrılmış fakat sözünde durmayarak Şemhal Sultan’ın yanına gidip adamlarını toplamasını ve saraya saldırarak Haydar Mirza’yı öldürmesini istemişti. Saraydan çıkarken Harem kapısının anahtarını da alıp dayısına vermiş ve İsmail Mirza taraftarlarının At Meydanı’ndan Harem kısmına kolayca girmelerini sağlamıştı. Haydar Mirza, muhaliflerinin Harem’e girmesi karşısında son çare olarak kadın kıyafeti giyip kaçmaya çalışmış fakat muhalifler saray kadınlarının arasından onu tanıyınca yakalanmaktan kurtulamamıştı. Şehzade kafası kesilerek öldürülmüş, o esnada kendisini kurtarmak üzere saraya girmeye çalışan taraftarlar ise olaydan haberdar olunca geç kaldıklarını anlamışlardı.
Haydar Mirza’nın ölümünden sonra iktidar Perihan Hanım’ın eline geçmişti. Siyasî zekâsının ilk meyvesini bu dönemde alan Perihan Hanım, taht değişikliği döneminde istikrarı sağlayan bir nevi geçiş hükumetinin başındaki kişiydi. Bu dönemde Ustaclular ve onlarla beraber hareket eden Tekelüler Haydar Mirza’yı destekledikleri gerekçesiyle diğer Kızılbaş oymaklarının saldırılarına maruz kalmışlardı. Bunların canlarının bağışlanması için ilk başvuracakları kişi de yine Perihan Hanım olacaktı. Perihan Hanım, 23 Mayıs 1576’da (h. 24 Safer 984) çıkardığı bir fermanla Kızılbaş oymakları arasındaki husumete son verildiğini, Ustacluların malına ve canına göz dikenlerin idam edileceğini, gasp edilen malların da sahiplerine geri iade edileceğini duyurdu. Bu sayede başkentte asayiş yeniden sağlanmış oluyordu. İskender Münşî’nin ifadesiyle yeni dönemde artık kimse Perihan Hanım’ın hükmünden dışarı adım atmaya cesaret edemiyordu. Üç gün sonra yeni bir ferman yayınlayan Perihan Hanım, Kızılbaş emirlerinin Kazvin Cuma Mescidi’nde toplanmalarını ve İsmail Mirza’ya biat ederek onun adına hutbe okutmalarını emretti. Yine onun hükmüyle İsmail Mirza’nın yirmi yıla yakın Kahkaha Kalesi’ndeki esaretine son verilmiş ve Kazvin’e getirilerek 13 Haziran 1576’da (h. 16 Rebiyülevvel 984) tahta oturtulmuştu.
Perihan Hanım yeni dönemde hükümdar tayin eden kişi sıfatıyla gücünü artırmayı ve şahın iktidarına ortak olmayı planlıyordu. İsmail Mirza’nın müneccimler tarafından uğurlu bir gün olarak belirlenen 22 Ağustos 1576’da (h. 27 Cemaziyelevvel 984) tahta oturması kararlaştırılmıştı. Bu zamana kadar geçen iki aylık sürede İsmail Mirza, Perihan Hanım’ın evinde kalmış ve devleti buradan yönetmişti. Onun bu tercihi Kızılbaş emirleri arasında Perihan Hanım’ın devleti asıl idare eden kişi olduğu algısını pekiştirdi. Şah II. İsmail adıyla tahta geçen yeni hükümdar Perihan Hanım’ın evine “Hane-i Dünyâ” denilen bir köşk ve bir hamam yaptırarak burasını Devlethane’den sonra başkent Kazvin’deki ikinci saray görünümüne soktu. Perihan Hanım’ın evi artık Kızılbaş emirlerinin sabah namazından sonra toplandıkları ve idarî işleri görüştükleri yeni bir hükumet merkezine dönüşmüştü. Perihan Hanım da şahın arkasındaki gölge hükümdar olarak görülüyordu.
Perihan Hanım’ın gücü yalnızca siyasî dehâsı veya karizmasından ileri gelmiyordu. O aldığı kararları sahada uygulayacak silahlı güce de sahipti. Nitekim Halifetü’l-hülefa makamında bulunan Hüseyin Kulu Halife ve emrindeki on bin silahlı sufî ona sadakatle bağlıydı. Bunun nedeni Perihan Hanım’ın Safeviye Tarikatı’nın müritleri olan sufîlere karşı cömert tutumuydu. Perihan Hanım bu güçle siyasî iradesinin sorgusuz sualsiz herkes tarafından kabul edilmesini sağlıyordu. O derece ki Şah II. İsmail dahi ona karşı temkinli davranmaya çaba gösteriyordu. Fakat iktidarını başka biriyle paylaşmak istemeyen şahın, Perihan Hanım’la arası kısa bir zaman sonra bozulacaktı. Buna sebep olan kişi de şahın vezir tayin ettiği Mirza Selman adlı şahıstı. Mirza Selman, Perihan Hanım’ın Mahmud Mirza isimli başka bir şehzadeyi tahta çıkarma planları yaptığına yönelik söylentiler yaymış ve şahı ona karşı kışkırtmıştı. Kahkaha Kalesi’nde yıllarca ölüm tehdidiyle yaşayan ve bu yüzden aşırı şüpheci bir kişiliğe bürünen şah ise bu söylentilerin etkisiyle Perihan Hanım’ı ortadan kaldırılması gereken bir düşman olarak görmeye başladı. Kadınların idarî işlere dahil olmasını saltanatın namusuna sürülen bir leke olarak tanımlayan şah, Perihan Hanım’ın siyasî meşruiyetini sorgulamaya açtı. Devlet adamlarının bir kadınla devamlı görüşüyor olmalarını da kabahat olarak değerlendirerek Kızılbaş emirlerinin Perihan Hanım’ın evine gidip gelmelerini yasakladı.
Perihan Hanım, kendisine savaş açan kardeşiyle arasını düzeltmek ve arada gidip gelen söylentilerin asılsız olduğunu ispatlamak için barış elini uzattı. Ustaclu Şahkulu Sultan’ın aracılığıyla iki taraf arsında bir görüşme ayarlandı. Görüşmede Perihan Hanım’a soğuk ve hasmane bir tavırla yaklaşan şah, kız kardeşinin sadakatini ölçmek istemiş ve ona aynı anadan doğan kardeşi Süleyman Mirza’yı öldürmesini emretmişti. Nitekim o sıralar kendisine yakın kişilerle yaptığı sohbetlerde Perihan Hanım ve kardeşi Süleyman Mirza’ya güvenmediğini açıkça dile getiriyordu. Bu iki şahsın her hareketini takip etmek için peşine casuslar bile takmıştı. Perihan Hanım kendi siyasî istikbali için dayısı Şemhal Sultan’ın eliyle kardeşini öldürmekte tereddüt etmedi. Bu yolla şahın güvenini kazanmaya çalıştı. Fakat bundan hiçbir sonuç elde edemeyecekti.
Şah II. İsmail hanedana mensup diğer erkeklerin de katledilmesine hükmedecek; Mustafa, Mahmud, Ahmed, Muhammed Hüseyin ve İbrahim adlı şehzadelerin hayatlarına onun emriyle son verilecekti. Katledilenler arasında Perihan Hanım’ın eşi ve amcasının oğlu Bediüzzeman Mirza da bulunuyordu. Şah bu yolla Perihan Hanım ve destekçilerinin komplo girişimlerine engel olmayı amaçlamış fakat aldığı tedbir hiçbir işe yaramamıştı. Nitekim o da çok geçmeden kardeşinin ve kocasının intikamını almak isteyen Perihan Hanım’ın hazırladığı bir komploya kurban giderek yaşamını yitirecekti.
Birçok Safevî tarihçisinin tasdik ettiği üzere şahın ölümünün ardındaki asıl fail Perihan Hanım’dı. İskender Münşî’ye göre Perihan Hanım, “flonya” denilen şahın kullandığı bir uyuşturucuya Harem’deki cariyeler vasıtasıyla zehir karıştırmıştı. Şah bir gece Helvacıoğlu Hasan Bey adlı bir arkadaşının evinde eğlenirken söz konusu maddeden almak istemiş, uyuşturucunun konduğu hokkayı eline aldığında üzerindeki mührün başka biri tarafından açılmış olduğunu fark etmişti. Yanındaki arkadaşına da kendisinden başka kimsenin mühre dokunmaya izninin olmadığını söyleyerek bir şeylerden şüphelendiğini dile getirse de artık çok geçti. Şahın ölüm sebebini araştıran hekimler de bedeninde zehir teşhis etmişlerdi. Şahın Perihan Hanım tarafından zehirlendiğini zikredenler arasında Şeref Han-ı Bidlisî ve Oruç Bey gibi diğer Safevî müverrihleri de bulunuyordu.
Şah II. İsmail’in bir buçuk yıl süren kısa saltanatının ardından 24 Kasım 1577 günü (h. 13 Ramazan 985) ölümüyle Perihan Hanım’ın ikinci hükümranlık devri başlamış oluyordu. İki sene sürecek olan bu dönemde Perihan Hanım hayati bir görev üstlenecek ve Safevî tahtının çatışmasız biçimde yeni hükümdara devredilmesini sağlayacaktı. Şahın ölümü onun emriyle halktan gizlenmiş ve olaya tanık olanların Kazvin’den çıkması yasaklanmıştı. Perihan Hanım bu yasakla ölüm hadisenin taşrada duyulmasını ve herhangi bir isyan hareketinin oluşmasını engellemişti. Ardından Kızılbaş oymaklarının önde gelenlerini toplayarak yeni hükümdarın kim olacağı meselesi üzerinde tartışmalarını emretmişti. Bu yolla oymaklar arasındaki eski husumetler ortadan kaldırılmış ve seçim süreci kan dökülmeden atlatılabilmişti. Onun kurduğu mecliste söz alan Kızılbaş emirlerinin bir kısmı, şahın henüz sekiz aylık oğlu Şücaeddin Mirza’nın başa geçirilmesini ve o büyüyünceye kadar devletin bizzat Perihan Hanım tarafından yönetilmesini teklif etmişlerdi. Diğer bir kesim ise Şiraz’da bulunan Muhammed Mirza’nın tahta çıkarılmasını istiyorlardı. Başta iki teklif de Perihan Hanım’ın lehine gibi görünüyordu. Zira Muhammed Mirza hükümdar ilan edilse bile liderlik vasfı taşamamasından dolayı Perihan Hanım ülkeyi kendi isteği doğrultusunda idare edebilecekti. Muhammed Mirza, Şah II. İsmail’in dahi ciddi bir rakip olarak görmediği ve öldürmekten vazgeçtiği bir şahıstı. O sırada 47 yaşında olan şehzade pek çok Safevî tarihçisinin de zikrettiği üzere devlet işlerinden uzak durmayı tercih eden mülayim bir kişiliğe sahipti. Meclisten çıkan son karar Muhammed Mirza’nın hükümdar olması ve II. İsmail’in hayatta kalan tek oğlu Şücaeddin Mirza’nın öldürülmesi yönündeydi.
Perihan Hanım meclisin verdiği karar doğrultusunda Muhammed Mirza’nın Şiraz’dan Kazvin’e getirilmesini emretmişti. Şahın gelişine kadar başkentte yeni bir idarî sistem kuran Perihan Hanım, her Kızılbaş oymağından bir temsilci seçerek bunların kendisine biat etmelerini istedi. Bu yeni hükumet sistemine göre altı büyük Kızılbaş oymağının temsilcisi kendi aralarında bir şura oluşturacaklar ve devlet meselelerini bu şura çatısı altında müzakere edeceklerdi. Aldıkları kararları da şuranın tepesinde bulunan Perihan Hanım’a arz edecekler, Perihan Hanım ve yardımcısı Şemhal Sultan da son karar mercii olarak alınan kararları fermanlarla yürürlüğe koyacaklardı. Perihan Hanım kurduğu sistemle her oymağın yönetime dahil olmasını ve böylece oymaklar arasında ezeli düşmanlıkların ortadan kaldırılmasını sağlamıştı.
Bütün kesimler Perihan Hanım’ın iktidarını kabullenmiş gibi görünseler de ona muhalif olan kişiler de bulunmaktaydı. Bu isimlerin başında Şah II. İsmail’in Perihan Hanım’la arasını bozan Vezir Mirza Selman geliyordu. Perihan Hanım yeni hükümdar tahta çıkana kadar Kazvin’den çıkışları yasaklamış olsa da o bu karara uymamış ve başketten kaçarak Muhammed Mirza’nın yanına gitmişti. Şah II. İsmail’in ölümünden Perihan Hanım’ın sorumlu olduğunu bildiğinden tahta çıkacak olan Muhammed Mirza’yı bu kadına karşı uyarmak istemişti. Perihan Hanım ise şahın ölümünden sonra onu da öldürmeye niyetlenmiş ve dayısı Şemhal Sultan’ı bu işle görevlendirmişti. Fakat izini kaybettirerek kaçmayı başaran Mirza Selman Şiraz’a gelerek Muhammed Mirza ile görüşmüş, ülkeyi tek başına yönetmek istiyorsa Perihan Hanım’dan kurtulması gerektiği konusunda müstakbel şahı ikna etmişti.
Muhammed Mirza, Şiraz’dan Kazvin’e doğru yola çıktığında Perihan Hanım’a karşı tavır alacağını başından belli etmişti. Kum şehrinde mola veren şah burada kendisini karşılayan Perihan Hanım’ın sadık adamlarına sert bir şekilde davranmış ve kendisine Kazvin’e kadar eşlik etme önerilerini geri çevirmişti. Perihan Hanım bunu duyunca Kazvin’de bulunan Kızılbaş emirlerini Muhammed Mirza’ya karşı direnişe çağırdı. Kendisine sadakatle bağlı olan Türkmen ve Tekelü oymaklarıyla Çerkezleri silahlandırarak evinin etrafında bir koruma kalkanı oluşturmalarını emretti. Perihan Hanım’ın yeni planı onun sayesinde seçilmiş olan Muhammed Mirza’nın başkente girişini engellemekti.
Muhammed Mirza’ya bağlı silahlı güçler şehre zorla girmeyi planlarken Kızılbaş oymaklarının aksakallıları Perihan Hanım’dan yüz çevirmeye başlamışlardı. Perihan Hanım’ın yanında kalan tek grup anne tarafından kendisine akraba olan Çerkezler ve onun yanından hiç ayrılmayan sufilerdi. Ciddi bir destek kaybına uğrayan Perihan Hanım ise Muhammed Mirza ile arasını düzeltmek için Kazvin’den ayrılarak şahla görüşmeye karar verdi ve Pîre Sufiyân Köyü’nde şahın huzuruna çıktı. Görüşmede şahın eşi Hayrunnisa Begüm de bulunuyordu. Yeni hükümdarın eşi, Perihan Hanım’ı hürmetle karşılayıp elini öpmesine rağmen muhatabından aynı ilgi ve hürmeti göremedi. Eşine karşı gösterilen saygısızlığa ve soğuk tavra sinirlenen Şah Muhammed de ertesi gün (12 Şubat 1578 /h. 4 Zihicce 985) Kazvin’e girdiğinde Perihan Hanım’ın öldürülmesi emrini verdi. Emri uygulayacak olan kişi de yeni hükümdara sadakatini kanıtlamak üzere bu görevi üstelenen Perihan Hanım’ın lalası Avşar Halil Han’dı. Perihan Hanım verilen hükümden habersiz evine dönerken Şah Muhammed’in adamları yolda önünü kesmiş ve Halil Han’ın evine götürmüşlerdi. Birkaç gün sonra da burada boğularak öldürüldü. Daha sonra başı kesilmiş ve Şah Muhammed’e gönderilmişti. Ardından bir mızrağın ucuna takılarak Kazvin şehir kapısının üzerine asıldı. Bu olaya tanık olan Oruç Bey, Perihan Hanım’ın saçları dağınık ve kana bulanmış yüzünü gördüğünde Şah Tahmasb’ın kızına ve Şah II. İsmail’in kardeşine reva görülen cezayı esefle karşıladığını dile getirmiştir.
Perihan Hanım’ın ölümünden sonra 10.000 tümeni bulan serveti ve evi Halil Sultan’a ödül olarak verildi. Öldüğünde otuz yaşında olan Perihan Hanım’ın naaşı Kazvin’de bulunan İmamzade Hüseyin Külliyesine defnedildi. Perihan Hanım’ın ardından kendisine en yakın isim olan Şemhal Sultan da aynı gün içerisinde öldürülecekti. Perihan Hanım’ın ölümüyle devletin idaresi başka bir kadına; Şah Muhammed’in zevcesi Hayrunnisa Begüm’e intikal etmişti.
Perihan Hanım, Kızılbaş oymaklarının kendi aralarındaki iktidar kavgaları sırasında devleti muhtemel bir iç savaştan koruyan, liderlik vasfıyla otorite boşluğunu dolduran biri oldu. Kızılbaş oymakları arasında uzlaşma sağlayarak siyasî istikrarı sağlamış ve devleti parçalanmaktan kurtarmıştı. Şah II. İsmail’in hanedana mensup bütün erkek üyeleri öldürmeye yönelik politikasına son veren ve Safevî hanedanını yok olmaktan kurtaran da kendisiydi.
Perihan Hanım siyasî gücü nispetinde ilme ve dönemin alimlerine destek vermişti. Mezhebi ne olursa olsun ulemadan takdir ettiği kimseleri himayesine almıştı. Şah Tahmasb döneminin önde gelen müfessir ve muhaddislerinden Mirza Mahmud Şerîfî, Sünni olmakla suçlanırken ve ulema tarafından dışlanırken Perihan Hanım kendisini desteklemişti. Şerîfî’nin Kazvin’deki Haydariye Camii’nde verdiği vaazlardan etkilenerek Şah II. İsmail zamanında en yüksek dinî makam olan sadarete getirilmesini sağlayan oydu. Şah II. İsmail’in ölümünden sonra Kızılbaş emirleri onu da öldürmek istemişler fakat Perihan Hanım buna engel olarak Osmanlılara sığınmasına izin vermişti. O aynı zamanda ulemanın eğitimine de önem vermiş; İsfahan’da kendi adına bir medrese yaptırmıştı. Fakat bu bina daha sonra âtıl kalacak ve yıkılacaktı.
Ulemanın yanında dönemin meşhur tarihçilerini de destekleyen Perihan Hanım, Safevî vakanüvislerinden Abdî Bey-i Şirâzî’yi eserini bitirmesi konusunda desteklemiş, Abdî Bey, 1571 yılında bitirdiği Tekmiletü’l-ahbâr adlı vakayiname türü eserini ona takdim etmiştir.
Perihan Hanım Şah Tahmasb döneminde sarayda eğitim gördüğü sıralarda edebiyata merak salmış ve “Hakîkî” mahlasıyla şiirler kaleme almıştır. Onun şiire olan merakı dönemin şairleriyle de irtibat kurmasını sağlamış, Şah Tahmasb döneminin ünlü ediplerinden Muhteşem-i Kâşânî’yle mektuplaşarak dostane ilişkiler kurmuştur. Şah Tahmasb kendisini öven şiirler yerine dinî içerikli şiirlere ilgi duyduğundan Kâşânî’yi bu yolda teşvik eden ve onun saray çevresiyle ilişkilerini güçlendiren de Perihan Hanım’dır. Kâşânî bu katkılarından dolayı Perihan Hanım’a minnet duymuş, kendisini zekâsı ve güzelliğiyle öven kasideler kaleme almıştır.
/turkdunyasiansiklopedisi.gov.tr

